FİLOZOFLARIN AHLAK VE DEVLET VE ÜZERİNE GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ - 1

27 Kasım 2020, 10:08
Bu makale 1672 kez okundu
FİLOZOFLARIN AHLAK VE DEVLET VE ÜZERİNE GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ - 1
Ahmet Sandal

FİLOZOFLARIN AHLAK VE DEVLET VE ÜZERİNE GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ - 1 Geçen günlerden itibaren Gazetemizin bu sahifesinde bir yazı serisi başlatmıştık. Bu yazı serisindeki maksadumız “Filozofların Ahlak ve Devlet ve Üzerine Görüş ve Önerileri” başlığı altında ilim, tarih, kendi gözlemlerim ve tecrübelerimi de esas alarak sizlere güçlü ve sağlam bir Devletin nasıl tesis edileceği ve ahlak ve hukuk temelleri üzerinde nasıl yükseleceği üzerinde fikirlerimi sunmaktır. Dünya ve Kainat bir tasarım eseridir. Allah (cc), sonsuzluk evrenini ve içerisinde bir noktadan farksız Dünya’yı en kusursuz bir şekilde yaratmıştır. Kainatta boşluk kabul etmeyecek bir denge vardır. Kainat içerisinde insan, en mükemmel ve en zirve eseri oluşturur. Allah’ın yarattıkları içerisinde insan, ekmel yani en kamil tarzda yaratılmıştır. İnsan bedenen ve ruhen ekmeldir. Yani hiçbir yerinde, yaratılışının hiçbir noktasında bir kusur göremezsiniz. Devletler de boşluk kabul edilmeyecek bir denge üzerine ve ekmel bir tarzda tasarlanmalıdır. Tarihlerden beri çeşitli Devlet modeli ve sağlam ve güçlü Devletin kurum ve kuralları üzerine kafa yoran filozoflar görüş ve önerilerini yazmışlardır. Biz de bu husustaki filozofları gündeme getirerek onların fikirlerine yer verdiğimiz gibi, konu hakkında kendi görüş ve düşüncelerimize de yer vereceğiz. Yazımızın ilkinde Alman Filozof Arthur Schopenhauer’ın ahlak, hukuk, Devlet ve siyaset görüşleri üzerinde duracağım: 19. yüzyılda yaşamış bir Alman filozof olan Arthur Schopenhauer’ın felsefesinin temelinde Filozof Kant’ın idealizmi bulunmaktadır. Felsefesini merhamet kavramına oturtan Schopenhauer için insan davranışlarındaki çeşitlilik, insani saiklerin başkalarının davranışlarına karşı verdiği tepkilerde yatar. Ona göre insan davranışlarının üç temel itici gücü/saiki vardır: Kötülük (kişinin başkalarının acı çekmesini hedeflemesi), bencillik (kişinin kendi rahatını hedeflemesi) ve merhamet (kişinin başkalarının rahatını hedeflemesi). Schopenhauer’a göre bencilliğin, kötülüğün ve merhametin her türlüsü bu sayede oluşmaktadır. Bilinçdışı gerçekler, diğer bir deyişle arzular, bilinçaltı olarak vardır. Sadece, arzularımızı/emellerimizi gözardı ederek hayatı, başkalarının mutluluğuna adadığımızda hayat manasız olmaktan kurtulacaktır. Aksi halde bencillik üzere yaşanan bir hayat eninde sonunda acı dolu, boş ve anlamsız bir hayat haline dönüşecektir. İnsan, aynen hayvanlar gibi akıl, idrak ve izan ile vicdandan soyutlanmış olsalardı, bencil bir hayattan sonuna dek haz alabilirlerdi. Ancak durum öyle değil. İnsan belli noktadan sonra aklı, vicdanı, idraki ve vicdanı ile başbaşa kalacak ve bencilliğinden dolayı huzursuz olacaktır. Filozof Arthur Schopenhauer Devlet üzerine olan görüşlerini adalet, merhamet ve vicdan temelinde yükseltiyor. Önceleri hayat ve kainat üzerine görüş ve fikir geliştiren Schopenhauer, Avrupa Ülkelerini derinden sarsan 1848 Devrimi'yle beraber Devletin rolü üzerine yönelmiş ve atıflarda bulunmuştur. 1848 Devrimleri:1848 yılında Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ortaya çıkan isyan, devrim ve hürriyet hareketleridir. Özellikle İtalya, Almanya, Fransa, Avusturya, Polonya, Romanya ve Macaristan bu dönemde büyük sarsıntılar geçirmiştir. Bu hareketler, o yıllardaki diğer büyük güçleri (Rusya, Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık ve Hollanda Krallığı) de az da olsa etkilemiştir. Doğanın özünde güçlünün zayıfı, büyüğün küçüğü ezmesine ya da onu yok etmesine müsaade eden bir tasarım vardır. Bu tasarım Dünyanın kendi mantığı içerisinde gereklidir. Dinler güçlünün zayıfı, büyüğün küçüğü ezmesine fırsat vermemek üzere manevi telkin ve öğütler getirmiş ve insanları ahiret inancıyla (iyilik yapan Cennete, kötülük yapan cehenneme gidecek inancıyla) sınırlamıştır. Devletler de aynı şeyi Dünyevi ceza ve mükafat ile yaparlar. Devletlerin zorlama gücü vardır. Devlet kötülük yapanları zorla mahpusa sokar ve başka benzeri kolluk güçleri vasıtasıyla sınırlar. Böylece güçlünün zayıfı, büyüğün küçüğü ezmesine ve zayıfların, küçüklerin hayatta zorluk içerisinde bırakılmasına izin vermez. (Nurhayat ÇALIŞKAN AKÇETİN, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/804080) Schoenhauer Devleti, esas itibariyle herkesi harici saldırılardan ve sınırları içinde baş gösterebilecek ihtilaflardan korumak amacıyla varolan bir kurumdan ibaret olarak görür. Hiç kuşkusuz hak, ancak Devlet içinde korunma güvencesine sahiptir. Fakat hakkın kendisi Devletten bağımsız olarak mevcuttur. Çünkü o ancak güçle bastırılabilir, ama asla ortadan kaldırılamaz. Bu yüzden, Devlet insanın karşı karşıya kaldığı ve kendi başına değil, ancak başkalarıyla birlik olarak savuşturabileceği çok çeşitli saldırılarla zorunlu hale gelmiş bir koruma kurumundan başka bir şey değildir. Devletin hedefleri ise şunlardır: İnsanları insanlardan korumak. Yani güçlü insanların saldırısından zayıf insanları güvence ve koruma altında tutmak. (İç koruma) Toplumun fertlerini başka kavimlerin saldırısından korumak. (Dış koruma) İnsanların hak ve hürriyetlerini gerçekleştirmek. (İnsanı, kişilikli insan olarak bırakmak) (Nurhayat ÇALIŞKAN AKÇETİN, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/804080) Schoenhauer, insan hayatına maddiyattan yani görünen alemden daha çok manevi, görünmeyen alemin etkili olduğunu belirtir. Maddi dünyanın gerçekleri çok fazla harici önem taşıyabilir fakat söz konusu olan deruni anlam ise bu bakımdan hiçbir kıymeti harbiyeleri yoktur. Dünyanın sadece maddi bir anlamı olduğunu ve manevi-ahlaki anlamının bulunmadığını söylemek, bütün yanlışların en büyüğü ve en tehlikelisi, en büyük ve en temel gaf, gerçek ruh ve mizaç sapkınlığıdır. Alçaklığın gördüğü himaye, erdemin, hatta en nadir ve en büyüklerinin, aynı mesleğin mensuplarının elinden çektiği aldırmazlık, "hakikate ve büyük yeteneklere tahammülsüzlük, hatta garazkarlık”, bilim adamlarının kendi sahasındaki cehaleti, halis mamullerin neredeyse her zaman aşağılanması ve sadece sahtelerinin baş tacı edilmesi bütün Toplumlara az ya da çok, zaman zaman musallat olan ve Toplumun bedenini kemiren zararlı haşerat gibidir. (Arthur Schopenhaur’ın Hukuk Ahlak ve Siyaset Kitabı: file:///C:/Users/Administrator/Downloads/Hukuk%20Ahlak%20ve%20Siyaset%20%C3%9Czerine%20Arthur%20Schopenhauer.pdf) Nasıl ki bir ağacı bir kurt, bir böcek içten içe kemirir, bir Toplumda, bir Devlet yönetiminde, alçaklara, menfaatperestlere müsamaha edilmesi aynı etkiyi gösterir. Nasıl ki, ağaca musallat olan kurt, böcek koca, dev gibi bir ağacı zamanla devirir, aynı onun gibi alçaklara ve menfaatperestlere müsamaha gösterilen bir Toplum ve Devlet de zaman içinde devrilir ve yıkılır. Eğer bir Toplumda yönetimde zafiyet var ise ve herkes kötü gidişata seyirci kalınırsa, aynı maskeli balodaki gibi herkes kendisini gizlerse, herkes maskeli balodaki gibi keyfine bakarsa, sonuç felaket olabilir. Alman Filozof Arthur Schopenhauer şöyle diyor: “O yüzden gençler o maskeli baloda elmaların balmumundan, çiçeklerin ipekten, balıkların mukavvadan yapılma ve istisnasız her şeyin oyun ve oyuncaktan ibaret olduğunu mutlaka öğrensinler. Birbirleriyle ciddi ciddi iş yapma azmi içerisindeki iki insandan birinin sahte mallar tedarik ettiğini, diğerinin de bunun karşılığında ona sahte paralar ödediğini zamanında onlara söylemek gerekir. Fakat yapılması gereken daha ciddi müşahedeler, kaydedilmesi gereken daha kötü şeyler var. İnsan esasında vahşi, korkunç bir hayvandır. Biz onu evcilleştirilmiş ve dizginlenmiş haliyle tanıyoruz, onun bu durumuna uygarlık diyoruz. Bu yüzdendir ki ara sıra gerçek tabiatı her nasılsa ipten kurtulacak olsa dehşete kapılıyoruz. Her ne zaman, her nere de kanun ve düzenin prangaları ve zincirleri çözülüp yerini kargaşaya bıraksa, kendisini bütün çıplaklığıyla ele verir o. Fakat bu konuda aydınlanmak için kargaşa ve düzensizliği beklemeye gerek yoktur. Eski yeni yüzlerce kayıt, acımasız, merhametsiz gaddarlığı içinde insanın kaplan ve sırtlandan aşağı kalır yanının olmadığına bizi ikna eder.” Buradan anlaşıldığı üzere, insan serbest bırakılmamalı. Çünkü tamamıyla serbest bırakılan insan, kontrolsüz insan canavarlığa meyillidir. İnsanı hem Din ve hem de sağlam Devlet kuralları ile dizginlemek şarttır. Ahlaklı insanlar zaten her yerde saygılıdır. Ahlaklı insanlar Topluma da, Devlete de zarar vermezler. Mesele olan ahlaksız insanlardır. İşte ahlaksız insanları dizginlemek için, Devlet kurumlarında güçlü sistem ve sağlam kurum ve kurallar oluşturulmalıdır. Maalesef bazı toplumlarda bunun tersi olduğunu görmekteyiz. Mazlumlar, garibanlar ve ahlak timsali kişiler Devlet yönetiminden dışlanıyor, çakallara, alçaklara kapı aralanarak, Toplum ve Devlet adeta bir yokoluşa doğru sürükleniyor. Nasreddin Hoca diyor ya; “bu nasıl bir köy, taşları bağlamışlar, köpekler serbest.” Maalesef, bazı Toplumlarda, bazı Devletlerde vaziyet aynen böyle. Filozof Arthur Schopenhauer sözlerine devam ediyor: “Die Welt als Wille und Vorstellung'da Devletin esas itibariyle herkesi harici saldırıdan ve kişileri sınırları içinde baş gösterebilecek ihtilaflardan korumak amacıyla varolan bir kurumdan ibaret olduğunu göstermiştim. Devletin zorunluluğunun nihayetinde insan soyunun kabul edilmiş adaletsizliğine ve hukuksuzluğuna dayandığı buradan anlaşılır. Haksızlığın, adaletsizliğin olmadığı yerde kimse devleti düşünmeyecektir, çünkü kimsenin hakkının herhangi bir tecavüzden koruması gerekmeyecek ve vahşi hayvanların saldırılarına ya da doğa güçlerine karşı safi bir birlik devletle kastedilen şeye çok az bir benzerlik gösterecektir. Şatafatlı sözlerle devleti insan varoluşunun en yüksek amacı ve çiçeği olarak gösteren filozof taslaklarının dar kafalılığını ve sığlığını bu bakış açısından açık biçimde görürüz. Spinoza ile birlikte devletten ayrı olarak bir hakkın olmadığını ileri sürenler hakkın icrası (hak olarak tanınması) için gerekil olan araçlar ile hakkın kendisini birbirine karıştırmaktadırlar. Hiç kuşkusuz hak ancak devlet içinde korunma güvencesine sahiptir. Fakat hakkın kendisi devletten bağımsız olarak mevcuttur. Çünkü güçle o ancak bastırılabilir ama asla ortadan kaldırılamaz. Dolayısıyla devlet insanın karşı karşıya kaldığı ve kendi başına değil, ancak başkalarıyla birlik olarak savuşturabileceği çok çeşitli saldırılarla zorunlu hale gelmiş bir koruma kurumundan başka bir şey değildir. O halde devletin hedefleri şunlardır: (1) Her şeyden evvel cansız doğa güçlerine ya da vahşi hayvanlara olduğu kadar insanlara, dolayısıyla başka kavimlere karşı da gerekli olabilecek harici koruma; her ne kadar bu durum en sık karşılaşılan ve en önemli durum olsa da, çünkü insanın en kötü düşmanı insandır: “Homo homini lupus.” (İnsan insanın kurdudur.) (2) Mevcut dürüst ve adil durumun muhafazasıyla içeriye yönelen koruma, yani bir devletin üyelerinin birbirlerine karşı korunması, dolayısıyla özel hakkın güvence altına alınması. (3) Koruyucuya karşı, yani kendisine ya da korumanın yönetiminin teslim edildiği kişilere karşı koruma, dolayısıyla kamu hakkının güvence altına alınması. Bu koruyucu gücün üçlü birliğinin, yani yasama, yargı ve yürütme (erkinin) bölünmesi ve birbirinden ayrılmasıyla sağlanabilir. (Arthur Schopenhaur’ın Hukuk Ahlak ve Siyaset Kitabı: file:///C:/Users/Administrator/Downloads/Hukuk%20Ahlak%20ve%20Siyaset%20%C3%9Czerine%20Arthur%20Schopenhauer.pdf) Alman Filozof Arthur Schopenhaur Krallık İdaresini Cumhuriyet Yönetimine tercih etmektedir. Filozof Krallık İdaresi daha uygun ve daha iyi yönetim diyerek Cumhuriyet İdaresini eleştirir. Niye mi eleştirir? İşte nedeni: “Cumhuriyetin özel ve kendi özüyle çelişen mahzuru, bu yönetim tarzında yetenekli, üstün zeka sahibi kimselerin yüksek konumlara ulaşmasının ve dolayısıyla doğrudan siyasi nüfuza sahip olmasının Krallık yönetiminde olduğundan daha güç olmasının kaçınılmazlığıdır. Çünkü her zaman, her yerde ve bütün koşullarda dar kafalı, kıt akıllı ve bayağı ruhlu kimseler üstün zeka sahibi insanlara karşı derhal ya da içgüdüsel olarak birleşip ittifak oluştururlar ve onları doğal düşman olarak görürler; onları bir araya getirip birbirlerine böylesine sıkı sıkıya kenetleyen şey bu tür insanlardan duyduktan ortak korkudur. Şimdi bir Cumhuriyet İdaresinde çok sayıda bayağı ruhlu kimse kendilerini gölgeleyip önlerine geçmemesi için üstün zekalı insanları bastırıp saf dışı etmede kolaylıkla başarılı olurlar. Ve herkesin başlangıç itibariyle eşit haklara sahip olduğu iddiasına karşın yeteneksizlerin sayısı diğerlerinden elli kat fazladır. Halbuki Krallık İdaresinde dar kafalıların üstün zekalılara karşı bu doğal ve evrensel ittifakı tek yanlıdır ve ancak aşağıdan örgütlenebilir; halbuki yukarıdan zeka ve yetenek doğal olarak korunup desteklenir. Çünkü öncelikle Kralın kendisi başka herhangi birinin rekabetinden korkmayacak kadar yüksektedir ve yerine sağlam şekilde yerleşmiştir. Sonra kendisi devlete aklından çok iradesiyle hizmet eder; çünkü akıl bunca talep ve iddiaya asla denk olamaz. Dolayısıyla onun her zaman başkalarının aklından yararlanması gerekir; ve çıkarlarının ülkesinin çıkarlarıyla sıkı sıkıya bağlı, onlardan koparılamaz ve onlarla özdeş olduğunu gördüğünden, doğal olarak en iyilere öncelik verir ve onları himaye eder, çünkü onlar onun en uygun enstrümanıdır, tabi ki onları bulacak yeteneğe sahip olduğu sürece, ki dürüstçe araştırıldığı takdirde bu güç bir şey değildir. Hatta bakanlar bile küçük siyasetçilere kıskançlıkla yaklaşmayacak kadar onların ilerisindedir; ve dolayısıyla benzer sebeplerden ötürü yeteneklerinden yararlanmak için seve seve seçkin zekaya sahip kimseleri tek tek seçip işe koyarlar. Dolayısıyla bu şekilde Krallık İdaresinde akıl her zaman ezeli-ebedi ve amansız düşmanı budalalığa karşı Cumhuriyet İdaresinde olduğundan daha büyük şansa sahiptir; ve onun kazandığı üstünlük çok büyüktür.” (Arthur Schopenhaur’ın Hukuk Ahlak ve Siyaset Kitabı: file:///C:/Users/Administrator/Downloads/Hukuk%20Ahlak%20ve%20Siyaset%20%C3%9Czerine%20Arthur%20Schopenhauer.pdf) Filozof Arthur Schopenhaur’ın Ahlak ve Devlet üzerine görüş ve düşüncelerine gelecek hafta da devam edeceğiz. Sonraki haftalarda başka filozofların görüş ve düşünceleri temelinde Ahlak ve Devlet temalı fikirlerimizi inşallah sunmaya devam edeceğiz. Ahmet SANDAL

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Tümü Anket
    Havaalanı kavşağın da hangi anıt olsun ?

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Arşiv

    banner868

    banner812

    banner687

    banner872

    banner747